Sırça köşk kitap özeti

Türk Edebiyatı’nın en değerli yazarlarından olan Sabahattin Ali’nin bu eserinde birbirinden güzel ve etkileyici hikâyeler bulunmaktadır. Yazar hem kendi hayatından hem de çevresindeki insanların hayatlarından esinlenerek hikâyeler yazmakta ve bu hikayeler gerçekçiliği ve edebi dili bakımından okuyucuda derin etkiler bırakmaktadır. Öykülerinde hayata ve yönetime olan göndermeleri ile insanların yaşadığı sıkıntıları edebi bir dille eleştirmektedir. Kitap farklı öykülerden oluştuğu için özet kısmında sizinle her öyküyü paylaşamayacağız. Bir tanesini sizin için seçtik: Sırça köşk kitap özeti

Çirkince

Yazar, tren beklerken Efes haberlerini gezer. Bu tarihi kalıntıların bakımsızlığına içlenir. ‘Binlerce yıl önce aralarında bazı insanların insan gibi yaşadığı mermerler bile, kendilerini asırlarca örtüp koruyan anlayışlı toprağın altından çıkarıldıklarına küsmüşçesine, kararıp kirleniyordu’ Çocukluğunun bir kısmını geçirdiği Çirkince ’ye gitmek ister sonra. O dönem zeytin ağaçlarıyla, yeşilliklerle dolu, son derece şirin ve huzurlu bir yer olarak aklında kalan bu kasabaya vardığında gördükleri korkunçtur. Eski canlılığı, yeşilliği kalmamış, çirkin ve yaşanmaz bir kasaba halini almıştır. Bir kahveye oturur ve kahveciyi hemen tanır. Onunla kasabanın son hali hakkında konuşmaya başlar.

Sırça köşk kitap özeti

-Bizim elimize geçen her yer böyle mi olacak!

Kahveci bu serzenişe sert ama doğru bir yanıt verir:

+Bizim ne kabahatimiz var be? Buraya getirip oturttukları mübadillerin de kabahati yoktu. İskeçe’nin, Kavalının tütüncüleri… Zeytinden, incirden ne anlasınlar? Ağaç dediğin bakım ister, masraf ister. Kıymetini bilmeyene nimetini verir mi? Muhacirler iki sene üst üste mahsül alamayınca ya kestiler, ya sattılar. Cahillikle fakirlik bir olmuş, Sultan Süleyman’ın mülkü dağıtılmış. Rumeli’nde koca çiftlik bırakan adama yüz ağaç zeytin düşmedi de, köyünde bir baskısı olan burada üç fabrikaya sahip çıktı. Senin anlayacağın hakkı olan alamadı, hakkı olmayan binlerce aldı. Ama onlara yaradı mı? Ne gezer! Anafor malın kıymetini bilmediler. Yok, fiyatına elden çıkardılar. Para da devlet de ağaların elinde. Bunlarla baş olur mu? Patronlar istemedikçe, kimse ağacının meyvesini toplatacak işçi bulamaz. Çoluk çocuk kendi toplasa yağını çıkarak fabrika bulamaz. Eskiden burada oturan herkesin kendine göre malı vardır. İncirden, zeytinden ne alırsa burada yer, burada bırakırdı. Şimdi buraların sahibi olan beyler, ne alıyorlarsa başka yerlere götürüyorlar. Apartman dikiyor, köşk alıyorlar. Cennet gibi yerler virane oldu diyene gâvurda keramet, Müslümanda arama! Eskiden buraların sahipleri burada yer, burada yaşarlardı. Sen sahipli memleketi sahipsiz kılan beylerin yakasına yapış. Bizim elimize geçen her yer neden böyle olsun? Burası bizim elimize geçti mi ki? Merak etme milletin eline bir şey geçmedi, ovalar, dağlar, üç beş fırsat düşkününün eline toplandı. İşte o kadar!

Hem toplumsal problemleri hem de sistemsel eleştirileri kendine özgü diliyle eleştiren yazarın bu ve bunun gibi birçok öykü barındırdığı kitabını sizler için özetledik.